Saturday

welcome to the moulin rouge!


o yeah.
her şeyiyle bir hayat nasıl yaşanır programına hoşgeldiniz.
hemen konuya giriyorum; öncelikle, bir takım abuk fiziksel acılar yaşamalısınız efendim.
midenizi bozun, böbreklerinizi bozun, ne bileyim elinizi gözünüzü yakın, uyku problemi gibi şeyler yaratın.
ve kendinize en bencilinden bi sevgili bulun.
gereksiz arkadaşlar edinin.
söylemsel olarak acınızı 'bu insanlar kim, benim burda ne işim var' gibisinden ortaya koyabilirsiniz.
tanınmaz hala getirmeliler ama sizi.
bu aşamayı gönlünüze göre çeşitlendirin, alkolik olun, tüberkiloz olun vs. bulun bi şeyler.
hepsinin üşenmeden bir bir sizi mahvetmesine izin verin.
işlem tamamlanmadan iptal düymesine basmayın sakın...

akabindeki beş altı ayı da, hepsini yoluna sokmak için harcayın.
acele etmeyin, etkileri en aza indirmeyin.
rüyalarınıza falan girmesine izin verin.
sonra vücudunuz kendini toparlamaya başlarken çoktan bağımsızlığını ilan etmiş beyninizle oynayın biraz.
kafaya takın, imalar, sanrılar falan yaratın.
siz yapmasanız da o bunu yapacaktır, yeterki isteyin, inanın.
kafayı da yemeyin daha yapılacak çok şey var.
baya baya zorlayın ama beyninizi.

göreceksiniz bu süre içinde ve sonrasında, abuk sabuk işler yapmaya, etrafa bön bön bakmaya başlamışsınız bile.
tam olarak içinize yerleşmesi ve sizi tanınmaz hale getirmesi ve geri dönüşü zorlaştırması için yapmanız gereken ve benim şuan da yapıyor olduğum şeyler çok basit.
misal olarak bunlar, surata takılan aptal, abuk, alık, şapşal, asık ifadeler olabilir pek tabii.
bu boşlukta hayatın anlamını arayabilir yada eski, unutulmuş arkadaşları, sevgilileri, olmadı akrabaları da bilfiil arayabilirsiniz.
yeni arkadaş edinmeye, yeni bi çevreye girmeye çabalayın.
kimse sizi sevmiyor ve göbeğiniz var evet burda hemfikiriz.
arada bir aklınıza psikoloğa gitmek, terapilerle, reiki, yoga benzeri şeylerle ilgilenmek gelsin.
araya serpiştirin bunları.
bir kaçını denemeye kalkabilirsiniz.
şiir roman falan yazabileceğinize inanın.
siz dünyanın sonunu gördünüz evet.
ağlayın bol bol.
yemek yemeyin ya da abuk subuk şeylerle mideyi bozun.
bol bol sigara için.
saatlerce film izleyin.
karakterleri inceleyin, belki biri olabilirsiniz.
sürekli ellerinize bakın bu arada, tırnaklarınızla falan uğraşın.
internette sözlük, forum tarzı sitelere üye olmayı, online oyun oynamayı falan düşünün.
msn iletinizi sık sık değiştirerek yada diğer iletilere atıfta falan bulunarak ilgileri üzerinize çekmeye çalışabilirsiniz.
arkadaş listenizdeki insanlara üç dört sefer bakmayı deneyin.
korkmayın hiçbiri sesini çıkarmıyor.
bu esnada dudaklarınızı yalayın, ısırın, emin, arada bir göz ucuyla biri sizi izliyor mu diye falan arkanızı kontrol edin.
eski resimlere bakın.
google da 'google'ı aratın.
leonard cohen filan indirin, dosya inerken download yüzdesini izleyin.
odanıza faşizm uygulayın.
halıdaki desenleri seyrederken gözünüz saatin saniyesine takılsın, sonra onu izlemeye başlayın.
bol bol uyuyun...

gördünüz mü, aslında yapabileceğiniz ne kadar çok şey var.
mega entelektüel seviyedeki bir kısım insan size obsesif, kompulsif, manik, depresif, şizofren gibi kanılarda bulunabilir, bilinçli söylemlerle parmaklarını gözünüze kaçırabilir.
külliyen yalan.
insanlar her gün biraz daha yüksek sesle bağırıp çağırmayı öğrenirken, siz sessizce çekip gitmeyi öğreniyorsunuz oysa, yalan mı?
arada bir sol elinizin tüm parmaklarını yumun, işaret ve paş parmağınızı kaldırıp sabitleyerek bunun ne anlama geldiğini düşünün.
yeter.

oha! şaka lan!

No comments:

welly welly well away